BİZ ESKİDEN DAHA MUTLUYDUK

Tozlu yollarında yalın ayak koşardık. 

Tekerlek yuvarlardık kan ter içinde..

Traktör sesi çıkartır, 

Öykünürdük çocuk aklımızla..

Traktörlere

Biz mutluyduk köyümüzde..

Oyuncaklarımız basitti.. 

Kendimiz  yaratırdık eğlencelerimizi, kendi ellerimizle

Gözleri boncuktan bez bebekleri vardı kızlarımızın.. 

Anne saçıydı bez bebeklerin örgülü saçları

Mini mini önlükler, patikler örülürdü bebeklere

Ve tahta beşiklerde sallardı bebekler bebeklerini

Oğlanların arabaları, traktörleri, kamyonları ahşaptan yapılırdı

Söğüt dalından yapılmış düdüklerimiz vardı

Kuyularımız vardı bahçeli evlerimizde.. 

Kuyudan bin bir zahmetle çektiğimiz suyla havuzumuzu doldururduk..

Meyve ağaçlarımızı sulardık havuzumuzdaki suyla sonra !

Ve aslında havuzumuz da bir denizdi.. 

Banyo leğenimizi gemi yapar,

Giderdik denizimizde bata çıka !

Nefesimizi tutardık 20'ye kadar, havuzumuzda..

Yüzerdik, serinlerdik yaz sıcağında.. 

Salıncaklar kurardık meyve ağaçlarına

Ve her meyvenin en az iki üç ağacı vardı.. 

Baharda zerdali, yeşil erik, kiraz, vişne, çağla... 

Yazın kavun, karpuz, kayısı, armut, elma.. 

Yerdik, dalından koparır, canımız çektiği an da ! 

Bahçelerimiz manav dükkanlarından zengindi ! 

Patlıcan, patates, soğan, kabak, biber..

Hormonsuz, pestisitsiz sebzeler

Domatesimiz mis gibi kokardı.. 

Fasulyenin, patlıcanın, yumurtanın lezzeti vardı !

Henüz pestisitlerle, tarım ilaçlarıyla tanışmadığımız zamanlarda.. 

Geniş büyük bahçelerimizin bir köşesinde arı damları olurdu...

Ve arı damlarında kovanlarımız

Bin bir çiçekten topladıkları çiçek özleriyle.. 

Katkısız, şekersiz bal yapardı arılarımız..

Ömre bedeldi süt kaymağı sürülmüş ballı ekmeğimiz.. 

Bir parmak kaymak tutardı yoğurt dolu helkelerimiz

Tereyağlarımız mis gibi kokardı. 


Çiçek ve ot kokuları arasındaysa ninelerimiz, annelerimiz.. 

Yemlik toplardı kırlarda

Her otun bir adı vardı;

İşte bu toklubaşı..

Bu ebegümeci, kuzugöbeği, yemlikotu

Yavşan, kekik, ısırgan, yarpuz, tere, dereotu

Mantar ve domalan da toplardık ilk yazlarda

Toprağı yarar, çatlatırdı domalan

Ucu sivri değneğimizle kanırtır, çıkartırdık topraktan

Ve elbette yumurtalı domalan.. 

Bin kat lezzetliydi belki de mantardan.. 

Patatesli, haşhaşlı kömbelerimiz vardı

Mis gibi kokuları yayılırdı yedi mahalleye,

fırından

Saman alevinde pişmiş ekmeklerimize tereyağı sürer yerdik.. 

Soğumadan

Yanında bir bardak sıcak süt ya da ayran

Bostanlarımız vardı tarlalarımızda.. 

Rengarenk, mis kokulu kavunlar...

Yaprakları arasına gizlenmiş, alacalı karpuzlar.. 

Geceleri beklerdik bostanlarımızı

Dört ayaklı, yerden yüksek aleyçiklerimizde yatarken..

Yıldızları sayar uyurduk, oksijen deposu köylerimizde

Ve bostan çalmaya da giderdik arada, birbirimize.. 

Bekçinin bekçiliğini ölçme niyetiyle,

eğlencesine

Köy kahvesi dağılınca kalkar.. 

Gecenin bi yarısı giderdik üç beş kafadar.. 

Kulübenin altında bostanımızı yer,

Uyandırırdık bekçisini daha sonra..

Oysa bekçilik bahane, cırcır böcekleri şahaneydi ! 

Biçerdöverlerin ekin biçtiği zamanlarda..

Ekin destelerinin altına gizlenen

Bıldırcınları avlardık

Yaramazdık

Sakız bağladığımız iplerle.. 

Parmağımızdan büyük örümcekleri deliklerinden çıkartır, 

Dövüştürürdük ! 

Yaramazdık çünkü

İki ayağı üzerinde dikilip gözcülük yapan

Gelenileri taşlardık höyüğümüzün eteklerinde

Çelik çomak oynar, 

Renkli, kırık bilyelerimizi üterdik birbirimizden

İç lastiklerden kestiğimiz lastiklerle sapanlar yapardık

Zavallı kuşlar çok çekti ellerimizden ! 

Ya da pantolonlarımızı dizlerimize kadar çemrer

Renkli, alacalı kuş yumurtalarını incelerdik sazlığımızda

Sülükler yapışırdı bacaklarımıza

Güneşlenen kurbağaları taşlar.. 

Ördek yavrularını kovalardık

Su kaplumbağalarını ürkütmesek olmazdı, göletimizde

Kurbağaların başkalaşımlarını izler, 

Kağıttan gemilerimizi yarıştırırdık, 

Şırıl şırıl akan derelerimizde.. 

Islanırdık, ıslatırdık birbirimizi

Elimiz yüzümüz kirdi, pastı

Tozdu, topraktı

Üstümüz, başımız ıslaktı

Sabah evlerimizden çıkar, akşam dönerdik evlerimize

Ayakkabılarımız lastikti, İsveç malı gıslavetti

Naylon ayakkabılar çıktı sonraları, renkli

Yapay dereciklerimize su değirmenleri yapardık çocukluğumuzda

Kibrit kutusu kalıbından kerpiçler keser,

Minyatür evlerle köyümüzü kurardık.. 

Kibrit çöpleri telefon direklerimiz olurdu

Pamuk iplerimizse telleri

Su kuyusu da yapardık minyatür köyümüze

İplik makarasından ve telden de çıkrığını

Suyla doldurur, çekerdik kovamızla suyunu

Çayırlarında yuvarlanır, doğal çiftleşmelerini izlerdik hayvanların

Güvendeydik köyümüzde

Sormazdı, merak da etmezdi büyüklerimiz…

Günümüzün nasıl geçtiğini

Akşamları gaz lambasında ödevlerimizi yapardık

Annelerimiz isli lamba camlarının içlerine tükürür

Kuru bezle bir güzel silerdi. 

Her sabah üveyik, ibibik sesleriyle uyanırdık baharda..

Ve bulgur dövmeye giderdik komşularla harman sonu

Gözleri bağlı atın ya da eşeğin çevirdiği linke

Hedik kaynatırdı annelerimiz, sıra sıra kazanlarda

Tarhana karmak bi törendi sanki avlumuzda..

Üşenmezdik…

Kırlardaki tarlalardan mercimek, nohut, ayçiçeği yolardık, yeşilken

Çitlerdik çoluk çocuk evlerimizde..

Akşam üstleri eşekleri yarıştırırdık köy yolunda

Sığırlarımızın dönmesini beklerken, meradan..

Dereceye giren içerdi gazozunu

Kaybolan ineğimizi sığırtmaça sorardık

Her sığır kendi bulurdu evini gerçi


Salı Pazarı’ na erkenden kalkılırdı

Bizler uyurken, pirelenirken…

İlçenin yolunu tutardı babalarımız, gün doğumunda

Elinde kamış sepeti, cebinde sipariş listesiyle

Her bayram kıyafetlerimiz alınırdı, mutlaka

Tozlanmasın diye oturmazdık, toprağa, küle

Bayram sevinçlerini sormayın hele

Bayramlık elbiseler üstümüzde.. 

Şeker torbaları elimizde

Üşenmez, bütün köyü bayramlardık

Fıstık, şeker, lokum toplardık

Arada sigara da çıkardı bahtımıza.. 

Duruma göre !

Bahar, Gelincik, Yeni Harman, Yenice

Birinci, İkinci, Bafra, Yeni Bahar, Asker, Maltepe. 

Filtresiz sigaralar daha mı zehirsizdi ne? 

Akşamları erkekler kahveye,

Kadınlar ve çocuklar komşu oturmalarına giderdi

Çat kapı, davetsiz, davetiyesiz

Herkesin bi lakabı vardı köyümüzde

Markasıydı lakabı, alameti farikası kişinin.. 

Lakabıyla tanınır, ünlenirdi insan

Ama kimse yadırgamaz, darılmazdı

Biz eskiden daha yoksul

Ama daha mutluyduk ! 

Geri verin eskilerimizi

Çocukluğumuzu, köyümüzü       

                Zeki Sarı     13.03.2021

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ARIZA